Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü

  • Bir adam, oğluyla ciddi bir trafik kazası geçirir. Baba hayatını kaybeder, oğul ise acile kaldırılır. Hastaneye varıldığında uzman doktor çocuğa bakar, bir an afallar ve “Bu çocuk benim oğlum!” der. Peki doktor kimdir?

    Bu bir içgörü bilmecesidir. Matematik veya mantık problemi gibi çözülmez. Problemi çözebilmeniz için cevabın göz açıp kapayıncaya kadar, bir anda zihninizde belirlemesi gerekir. Tüm doktorların erkek olduğu otomatik varsayımının ötesine sıçramanız gerekiyor. Tabii ki doktorlar her zaman erkek değildir. Doktor çocuğun annesidir!

 

  • Gladwell, zihnimizin nasıl tepki verdiğini incelediği bu kitabında çok düşünmeden alınan kararların, ince ince düşünülmüş kararlar kadar iyi olabildiği örnekleri çözümlerken aynı zamanda içgüdülerimizin bize ihanet ettiği anları da sorguluyor.

  • Satranç tahtasına baktınığınızı farz edelim. Göremediğim bir şey var mı? Hayır. Peki kazanman garanti mi? Hiç de değil, çünkü karşındaki kişinin ne düşündüğünü göremezsin.

  • Hor görmenin iğrenmekle doğrudan bağlantısı var ve hem hor görme hem de iğrenme birini toplumdan topyekün dışlamayı gerektirir.

  • Bitmek bilmez tanışma toplantılarını ve öğle yemeklerini boşverin. Ben iyi bir çalışan olur muydum diye merak ediyorsanız evime uğrayın ve etrafa bir bakın.

  • Benlik göstergeleri var ki bunlar dünyanın bizi nasıl görmesini istediğimizle ilgili seçilmiş öğelerdir.

  • Bir doktorun dava edilme riskini ölçmek için ne kadar iyi ameliyat yaptığını bilmek gerekli değil. Bilinmesi gereken şey doktorun hastasıyla kurduğu ilişki.

  • Etraf kendini gizleyen farklı üsluplarla, küçücük bir detaya bir iki saniyeliğine dikkatlice eğilerek bakınca büyük resmi görmemizi sağlayan durumlarla dolu.

  • Birini güldürmek için ilginç biri olmak gerekir, ilginç biri olmak için de acımasız şeyler yapmak gerekebilir. Komedi öfkeden gelir, ilginçlik de kızgın olma halinden; öteki türlü çatışma olmaz.

  • Özgür irademiz doğrultusunda düşündüğümüz gerçeğin büyük ölçüde yanılsama olduğunu öneriyor: Çoğu zaman otomatik pilotta çalışıyoruz, düşünme ve davranış biçimimiz -ve hazırlıksız yakalandığımız anda ne kadar iyi düşündüğümüz ve hareket ettiğimiz- farkına varamadığımız kadar kolay bir biçimde dış etkenlerin tesirinde kalıyor.

  • Eğer kurulan iletişimden keyif alıyorsanız zaman çabuk geçer. Eğer almıyorsanız, o hayatınızın en uzun altı dakikasıdır.

  • İnsanoğlu olarak bizlerin hikaye anlatma problemi bulunmaktadır. Gerçekte herhangi bir açıklamamız olmayan konulara açıklama bulmak için biraz aceleci davranıyoruz.

  • Sonuçta, bilgisizliğimizi kabullenip daha sık ‘Bilmiyorum’ demeliyiz.

  • Bu kadar çok vasat insanın şirketlerde ve kuruluşlarda nasıl yetki sahibi olduğu ve üst düzey pozisyonlarda yer edindiğini hiç merak ettiniz mi? Bunun nedeni, en önemli sayılabilecek pozisyonlarda bile verdiğmiz seçim kararlarımızın sandığımızdan çok daha az akılcı olmasıdır.

  • Belirttiğine göre başka çok basit bir kurala uyuyor. Bir müşterinin ihtiyaçları ve ruh hali ile ilgili bir milyon anlık hükme varma ihtimali olsa da hiçbir zaman kişinin görünüşüne göre bakarak onu değerlendirmeye çalışmıyor. Ona göre kapıdan giren herkesin eşit oranda araba alma ihtimali var.

  • İlk izlenimlerimiz, deneyimlerimiz ve çevremiz sonucu oluşur. Bunun anlamı bu izlenimleri oluşturan deneyimleri değiştirerek ilk izlenimlerimizi değiştirebileceğimizdir, ince dilimlere ayırma biçiminizi farklılaştırabiliriz.

  • Kesin sonuca ulaştıran unsur düşmanımızın sistemini nasıl çökerttiğimizdir. Savaşta çatışma kabiliyetinin peşinden gitmek yerine savaş yapma kabiliyetinin izini sürmeliyiz. Ordu ekonomik siteme bağlıdır, ekonomik sistem de o ülkenin kültürel sistemine, özel ilişkilerine bağlıdır. Tüm bu sistemlerin arasındaki bağları anlamak zorundayız.

  • Doğaçlama komedi, Blink’in bahsettiği düşünme biçimine mükemmel bir örnektir. İnsanların hazırlıksız, hiçbir senaryo veya plan yardımı olmadan çok karmaşık kararlar almalarını sağlar.

  • Basketbol anlık ve spontane kararlarla dolu, çetrefilli ve yüksek hızlı bir oyundur. Bununla birlikte spontane davranış ancak herkes saatlerce süren hayli tekrarlayıcı ve yapılandırılmış alıştırmayla -atışı, top sürmeyi, pas verme ve koşma oyunlarını tekrar tekrar yaparak mükemmelleştirmeyle- meşgul olduktan ve sahada dikkatli bir biçimde belirlenmiş bir rol oynamayı kabul ettikten sonra mümkün olabiliyor.

  • Spontane yapılan rasgele yapılan anlamına gelmez.

  • Beyninizin sözcüklerle düşünen bölümü(sol yarımküre) ve bir de görüntülerle düşünen (sağ yarımküre) bölümü var. Bir yüzü sözcüklerle betimlediğinizde olan şey, asıl görsel hafızanızın yer değiştirmesidir.

  • Düşüncelerinizi yazdığınızda çözüm bulmak için ihtiyacınız olan aydınlanmayı yaşama ihtimaliniz büyük oranda azalır.

  • Bir mantık probleminde insanların kendilerini ifade etmelerini istemek cevabı bulma yeteneklerini azaltmaz. Hatta bazı durumlarda bu durum onlara yardım bile eder. Ancak içgörü aydınlanması gerektiren problemler farklı kurallarla işler.

  • İçgörü kafamızın içinde yanan ampul değildir. Aksine kolayca sönebilen titrek bir mum ışığıdır.

  • Genellikle liderlerin zor problemleri çözmeleri için yapmalarını beklediğimizi yapsaydı hayatlarını kurtaran içgörüye sıçrama yeteneğini yok edebilirdi.

  • Sahip olunan bütün ekstra bilginin pek de bir avantaj sağlamadığını, aslında karmaşık bir hadisenin altında yatan işareti bulmak için çok az bilgiye ihtiyacınız olduğunu söylüyordu.

  • Problem, tek bir hasta ile ilgili karar alma aşamasında cinsiyet ve ırk gibi ek bilgilerin birer unsur olarak görülmesi ortaya çıkıyor. Böyle bir ek bilgi ancak doktorun kafasının daha çok karışmasına neden oluyor. Bu tür vakalarda doktorlar hastalrı hakkında daha az şey bilselerdi, yani teşhis koymaya çalıştıkları hastanın kadın veya erkek, beyaz veya siyahi olduğunu bilmeselerdi daha başarılı olurlardı.

  • Gerçek anlamda başarılı karar alma, incelikli düşünme ile içgüdüsel düşünme arasındaki dengeye bağlıdır.

  • İyi karar almada sadelik önemlidir.

  • Kara alıcıları bilgiyle doldurmanın, o işareti yakalamayı kolaylaştırmak yerine zorlaştırdığını kanıtlar. Başarılı bir karar alıcı olmak için kısaltmak zorundasınız.İnce dilimlere ayırdığımızda ve anlık hükümlerde bulunduğumuzda kısaltma sürecini bilinçdışı olarak gerçekleştiririz.

  • Anlık hükümler bir anda yapılır, çünkü sadedirler ve eğer anlık hükümlerimizi korumak istiyorsak sadeliği koruyacak birkaç adım atmak zorundayız.

  • Bir zamanlar çirkin görülen bugün güzel olmuştu!!

  • Pazar araştırmasında yaşanan problem en basit haliyle pazar araştırmasının sıklıkla “kötü” ile “farklı” arasındaki ayrımı yakalamak için fazlasıyla kör bir araç olmasıdır.

  • Gerçekten devrim niteliğinde olan ürünleri veya fikirleri test etmek başka bir konudur ve en başarılı şirketler bu testlerde tüketicilerinin ilk izlenimlerinin yorumlanması gerktiğini anlayan şirketlerdir.

  • En önemli kararlar için söyleyebileceğimiz en doğru unsur, bu tür kararlar ile ilgili hiçbir kesinliğin olmayacağıdır.

  • Bir şeyi neden beğendiğimiz veya beğenmediğimiz konusunda kulağa mantıklı gelen bir neden uyduruyoruz ve ardından gerçek tercihlerimizi, kulağa mantıklı gelen nedenle aynı hizaya getiriyoruz.

  • En çok rastlanan -ve en önemli- hızlı anlamlandırma biçimleri başka insanlarla ilgili vardığımız hükümler ve oluşturduğumuz izlenimlerdir. Başka bir insanın yanında bulunduğumuz her dakikada, o kişinin ne düşündüğü ve ne hissettiği hakkında sürekli çıkarımda bulunuyoruz.

  • Birinin aklını okumak amacıyla üstü kapalı, kısa süreli işaretler yakalamaktır, buna ek olarak çoğu zaman hiç çaba göstermeden başarıya ulaştığımız bu kadar temel ve bu kadar otomatik başka bir dürtü yoktur.

  • Yüzümüzü bir dizi öğrenilmiş sosyal geleneklere göre mi kullanıyoruz? Ekman hangi görüşün doğru olduğunu bilmiyordu, bu nedenle karar vermesine yardımcı olmak için yanına pek çok karakteristik yüz ifadesine sahip kadın ve erkek fotoğrafları alarak Japonya’ya, Brezilya’ya ve Arjantin’e -ve hatta Uzakdoğu’nun balta girmemiş ormanlarında yaşayan uzak kabilelerine bile- gitti. İşin tuhafı, nereye giderse gitsin insanlar yüz ifadelerinin ne anlama geldiği konusunda aynıu şeyleri söylüyorlardı.

  • Ekman’a göre, yüzümüzdeki bilgi yalnızca aklımızdan geçenlerin işareti değildir; aslında aklımızdan ne geçiyorsa odur.

  • Gülümseme “iradeye boyun eğmez” diye yazar Duchenne. “Sahteyi, yalandan arkadaşı ortaya çıkarır.” Ne zman basit bir duyguyu deneyimlesek o duygu otomatik olarak yüz kaslarımızca ifade edilir.

  • Bir defasında Tomkins dersinde “Yüz penis gibidir.” cümlesini haykırarak başlamıştı. Söylemek istediği yüzün büyük oranda kendine ait bir beyne sahip olduğuydu. Bu yüzümüz üzerinde kontrolümüz olmadığı anlamına gelmiyor. İstemli kas sistemimizi, bu istem dışı yansımaları bastırmak için kullanabiliriz. Ancak sıklıkla bastırılmış duyguların küçük bir bölümü -inkar etsem bile gerçekten mutsuz olduğum hissi gibi- sızar.

  • Yüzümüzde neler olup bittiğini bilseydik onları saklamakta daha başarılı olurduk.

  • Otistiklerin, şimdiye kadar bahsettiklerimin hepsini doğal ve otomatik insani işlemler gibi yapabilmeleri, imkansız olmasa da çok zordur. Onlar, mimik ve yüz ifadeleri gibi sözel olmayan imaları yorumlamada, kendilerini başka birinin yerine koymada veya sözcükleri düz anlamları dışında başka bir anlama çekmede epeyce zorluk yaşarlar. İlk izlenimin düzenekleri esas olarak devre dışıdır ve otizmi olan insanların dünyayı nasıl gördükleri bize, zihin okuma yetimizin başarısızlığı durumunda ne olduğuna dair iyi bir görüş sunar.

  • Kusursuz bir biçimde düz anlamlı bir ortamda olmadığı sürece otistik bir kişi kaybolmuş demektir.

  • Eğer zihin okuyamıyorsanız -eğer kendinizi başkasının zihnine yerleştiremiyorsanız- o zaman gözlere veya yüzlere bakarak elde edeceğiniz özel şey de ortadan kalkar.

  • Başka bir deyişle otizmi olan biri için en temel nörolojik düzeyde yüz, herhangi başka bir objedir.

  • Hepimiz bizim için bir anlam ifade eden şeylerin çekimine kapılırız ve birçoğumuz için bu, insanlardır. Ama eğer insanlar sizin için bir anlam ifade etmiyorsa o zaman ifade eden başka bir şey ararsınız.”

  • Çoğumuz baskı altındayken fazlasıyla uyarılırız. Belli bir noktada vücutlarımız çok sayıda bilgi kaynağını kapatmaya başlar ve sonunda işe yaramaz hale geliriz.

  • Zihin okuma size, başkalarının niyetine göre bakış açınızı ayarlama imkanı sağlar.

  • Her bir an -her bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen an- hareket halindeki bir dizi belirli parçalardan oluşuyor ve o parçaların her biri müdahale, tekrar biçimlendirme ve düzletme için bizlere sayısız fırsatlar sunuyor.

  • Dinlemenin tek yolu kulaklarınızla ve kalbinizle dinlemektir.

  • Göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede olup bitene sıklıkla boyun eğeriz. Bilinçdışımızdan yüzeye çıkanlar üzerinde çok fazla kontrolümüz yokmuş gibi görünür. Ama aslında vardır ve eğer hızlı anlamlandırmanın yer aldığı ortamı kontrol edebilirsek, anlık anlamlandırmamızı da kontrol edebiliriz demektir.

  • Eğer bir sanat yapıtını görmeye gidiyorsam oradaki sanat simsarından yapıtın üzerine siyah bir bez örtmesini ve ardından ben içeri girerken örtüyü birden çekivermesini isterdim, ki böylece o belirli nesneye tüm dikkatimi verebileyim” Thomas Hoving.

  • Daha iyi müzisyen daha iyi müzik demektir. Peki nasıl daha iyi müzik elde ettik? Tüm klasik müzik endüstrisini yeniden geçirerek, yeni konser salonları inşa ederek veya bu sektöre milyonlarca dolar boca ederek değil; en ufacık detaya, seçmenin ilk iki saniyesine dikkat ederek elde ettik.

  • Gerektiği anda zekice ve içgüdüsel bir biçimde hareket etmeye muktedir olmaktır; ne var ki bu ancak uzun ve sıkı bir eğitim ve deneyim sürecinden sonra mümkündür.

  • Kişinin yaşam boyu öğrenmeleri, izlemeleri ve yapmaları sonrasında elde ettiği bilgelik türüdür. Verilen hükümdür. Blink ise, tüm bu hikayelerin, çalışmaların, argümanların çıktığı kapı, hüküm denilen bu büyülü ve gizemli şeyi anlama girişimidir.

  • Hüküm önemlidir: Kazanaları kaybedenlerden ayıran çizgidir.

  • İçgüdüsel karar almanın gerçek doğasını anlama, iyi bir hüküm vermenin tehlikeye girdiği koşullar karşısında kapana kısılmış insanları affetmemizi gerektirir.

  • Bilgiye doymuş bir dünyada yaşıyoruz. Parmaklarımızın ucunda sonsuz miktarda bilgi her an hizmetimize hazır bekliyor ancak bizler bu bilgiyi nasıl kullanacağımız konusunda fikirbiriliği etmişçesine pek çok şeyden habersiz olarak hayatımızı devam ettiriyoruz. Ancak benim algıladığım, çok bilmekten kaynaklanan beklenmedik bedellerin yarattığı devasa hüsranıdır. Kavrayış ile bilgiyi karıştırdığımız bir noktaya geldik.

  • İyi karar alamanın anahtarı bilgi dağarcığı değildir. Asıl anahtar anlamadır. Öncekinin içinde yüzüyoruz. Sonrakinden ümitsizce yoksunuz.

  • Dosdoğru seçimlerde incelikli analiz en iyisidir. Analiz soruları ve kişisel tercih karmaşıklaşmaya başladığında, çok sayıda farklı değişkenle aynı anda uğraşmak zorunda kaldığımızda o zaman bilinçdışı düşünme süreçlerimiz daha üstün olabilir.

  • Dijksterhuis tam tersini iddia ediyor: Bilinçdışımızı idare eden beynimizdeki o büyük bilgisayar belki de birbiriyle rekabet eden pek çok değişkenle uğraşmak zorunda kaldığında en iyi şekilde çalışıyordur.

  • Büyük öneme sahip olmayan bir karar alırken her zaman tüm artıları ve eksileri göz önünde bulundurmayı avantajlı bulmuşumdur. Bununla birlikte hayati öneme sahip, örneğin eş veya iş seçimi gibi konularda karar bilinçdışından, içimizden bir yerlerden gelmelidir. Kişisel hayatla ilgili en önemli kararlarda bence doğamızın derinliklerindeki içsel ihtiyaçları tarafından yönetilmeliyiz.

  • Mahkeme salonlarına paravan koysak ne olur?

  • Bilinçdışımızın yalnızca gizli yerlerini keşfetmemiz yeterli değil. Aklın nasıl çalıştığını ve insan hükmünün güçlü ve zayıf yanlarını öğrendiğimiz anda harekete geçmek bizim sorumluluğumuzdadır.

Advertisements